30 Aralık 2013

Bu antivirüs programına dikkat edin!

Yazılım devi Microsoft'un açıklamasına göre internet üzerinde dolaşan sahte bir antivirüs programı, bir düzineden fazla çalıntı kod imzalama sertifikası kullanarak, bilgisayarları ele geçirebiliyor. İlk olarak 2009 yılında tespit edilen ve adı ""Antivirus Security Pro" olan yazılım, yıllar içinde pek çok farklı şekilde karşımıza çıkmıştı ve şimdi, bir kez daha ortalıkta dolaştığı söyleniyor.
Sertifika Yetkilileri (Certification Authorities-CAs) tarafından verilen dijital sertifikalar, yazılımcılar tarafından programlarını "imzalamak" amacıyla kullanılıyor. İmzalanan bu programlar daha sonra kullanıcıya zarar verecek şekilde değiştirilmediklerinin ve ilgili yazılımcıya ait olup olmadıklarının anlaşılabilmesi için kriptografik olarak kontrol ediliyorlar. Ama eğer bir hacker sertifika imzalamak için gerekli kimlik doğrulama bilgilerini edinmeyi başarabilirse, kendi yazılımını imzalayıp o yazılımı meşru bir üreticinin yazılımı olarak gösterebilir.
1387400270_img20131218224926.jpg
Açıklamaya göre elde edilen farklı "Antivirüs Security Pro" örnekleri dünyanın çeşitli yerlerinden farklı sertifika yetkililerinin sağladığı sertifikaların çalıntılarını kullanıyor. Verilere göre bu sertifikalar Hollanda, Rusya, Amerika, İngiltere, Almanya ve Kanada gibi ülkelerden ve VeriSign, Comodo, Thawte ve DigiCert gibi farklı sertifika yetkililerinden elde edilmiş.
Microsoft'un elde ettiği örneklerden birinin sertifikası sadece üç gün önce yayınlanmış. Bu durum da bu zararlı uygulamayı yayanların eski biriktirdikleri sertifikaları kullanmayıp, sürekli olarak yeni sertifikaların peşinde olduğunun kanıtı olarak belirtilmiş. Siz,siz olun bu Antivirüs programını yüklemeden önce birkez daha düşünün!

Kaynak Teknolojioku

Telefon aldığınızda ilk yapmanız gerekenler

Akıllı telefonlar artık eskiye oranla daha çok bilgi barındırıyor. Banka bilgilerinizden email adreslerinize, dosyalarınıza, resimlerinize ve daha bir çok bilginize telefonunuzdan rahatça ulaşılabilir. Tabi ki bir akıllı sahibi olarak bu özellikleri herhangi bir endişe duymadan rahatça kullanmayı istemek en doğal hakkınız. Ancak öncelikle bazı önlemler almak iyi olacaktır.
 
İlk yapmanız gereken telefonunuzun ayarlarınız gözden geçirmek olmalı. Kendinize göre ayarlamalar yapmak ve kullanışlı hale getirmek için bir çok seçenek bulunuyor.
Daha sonra telefonunuza herhangi bir bilgi girişiniz olmadan önce bulut depolama sistemlerinin herhangi birinde bilgilerinizin sürekli yedeklendiğinden emin olun. Daha sonra telefonunuzun başına herhangi bir şey gelmesi ihtimaline karşı güvenli hale getirin.

Kaynak Teknolojioku
 
 

12 Eylül 2012

iPhone 5 almayı düşünüyorsanız dikkat!

iPhone 5 almayı düşünüyorsanız dikkat!

iPhone 5 almayı düşünüyorsanız dikkat! - Yeni haber

Eğer iPhone 5 almayı düşünüyorsanız ve bunun için Türkiye'de çıkmasını beklemeyecekseniz ne yazık ki sizi oldukça karışık bir süreç bekliyor.

Öncelikle bu yeni iPhone'u yurt dışından almış almaya karar verdiyseniz hangi ülkeden almak istediğinize karar vermeniz gerekecek. iPhone 5 çok büyük ihtimalle 21 Eylül'de Amerika'da ve Eylül sonunda ise birçok Avrupa ülkesinde satışa çıkacak. Mümkünse iPhone'ları ABD'den almak lazım, çünkü iPhone'ların en ucuz satıldığı ülke her zaman ABD oluyor. Tabi asıl problemler sadece iPhone 5 almak isteyenler için değil, yurt dışından telefon getirmeyi planlayan herkes için bu noktadan sonra başlıyor.

Küçük bir hatırlatma: Dünyanın herhangi başka bir ülkesinden kilitsiz (unlock) iPhone satın alırsanız, Türkiye'de çalışacaktır. iPhone hafıza (HDD) faklılıkları dışında üniversal ve Amerika dahil her yerde aynı. Ve ülkemizde kullanılan GSM teknolojisine uyumlu.

Telefonu bir şekilde getirdikten sonra pasaporta kayıt ettirme eziyetine maruz kalıyoruz. Ancak her iki senede bir yurt dışından döndükten sonra 1 ay içinde yeni bir telefonu pasaportumuza yazdırıp Türkiye'de kullanabiliyoruz. Ya kendiniz yurt dışından döndükten sonra ya da yurt dışına çıkan bir tanıdığınızın pasaportuna telefonunuzu kayıt ettirmeniz gerekiyor. Bu işlem bile geçen seneye göre daha da zahmetli bir hale geldi. Artık yurt dışından telefon getirdiğimizde kayıt işlemleri esnasında, diğer gerekli belgelerle birlikte 100 TL'lik vergi harcının yatırıldığına dair, üzerinde pasaport sahibinin kimlik numarası veya pasaport seri numarası ile ad, soy ad ve yeni telefonun IMEI numarası yazılmış olan vergi dairelerinden alınmış belgenin aslının da başvuru yapan kişi tarafından sunulması gerekiyor. Ayrıca kaydı yapan operatörün aldığı 15-20 TL civarındaki kayıt ücreti buna dahil değil.

Telefonu getirdiniz, kaydını yaptırdınız ama iPhone 5 ile beraber karşımıza yepyeni bir sorun daha çıkıyor. Yeni iPhone nano sim kart ile çalışacak. Yani iPhone 4 ve 4S'lerdeki mikro sim karttan daha küçük. Nano sim kartın ilk bakışta mikro sim kartın plastik kısmının tamamen kesilmiş hali olduğu düşünülse de, aslında farklılıklar var. Hem kalınlık olarak hem de metal kısmında bazı farklılıklar söz konusu. Normal bir sim kartı ya da mikro sim kartı keserek nano sim karta dönüştürmek ne yazık ki pek mümkün gözükmüyor! iPhone 5'in resmi olarak Türkiye'de satışa sunulması iyimser bir tahminle Kasım belki hatta Aralık'ı bulabilir. Yani bu zamana kadar ülkemizdeki operatörlerin nano sim kart üretiyor olmasını beklemek hayalcilikten öteye gitmez gibi gözüküyor!

Bu nedenlerden dolayı yurt dışından iPhone 5 getirmek özellikle ilk çıktığı aylarda pek de mantıklı gözükmüyor.

samanyoluhaber

1 Ağustos 2012

Esnek ekranlar geleceğin teknolojisi

Giderek küçülen ve incelen elektronik aletler şimdi de esnek ekranlarla donanıyor. Görünüşe bakılırsa geleceğin teknolojileri esneklikle şekillenecek.

Hatırlarsınız; bir zamanlar teknolojinin en incesi, en hafifi en, küçüğü makbuldü. Sonra büyük ve sağlam yapılı akıllı telefonlar, tabletler piyasaya çıktı, böylece işlevsellik boyut ve ağrılık avantajının önüne geçti. Peki ya bu işlevsel teknoloji aynı zamanda ince ve hafif olsaydı?
Günümüz teknolojilerinde görsellik hiç şüphesiz ki her şeyden önemli. Teknolojik ürünlerdeki büyümenin en önemli sebebi ekranların büyümesi. Bir sonraki nesil iPhone'un şimdikilerden büyük olacağı neredeyse kesinleşti. Zaten rakiplerinin bazıları halihazırda dev ekranlara sahip; yeni modellerin eğilimi de büyüme yönünde. Tabii ki daha büyük ekran daha büyük güç tüketimi demek. LED teknolojisi ekranları inceltip güç tüketimini düşürse de belki bugün için değil ama yakın gelecek için daha ince ve "esnek" bir teknolojiye ihtiyaç var. Elbette bu ekranlar, aynı zamanda sağlam da olmalı.
Esnek OLED (Flexible OLED) ekran teknolojisi tüm bu beklentileri karşılayabilecek ve bugünkü mobil ekranların yerini alabilecek bir yenilik. Standart OLED ekranların aksine cam değil, plastik malzeme üzerine inşa edilen Esnek OLED ekranlar belli sınırlara kadar rahatlıkla eğilip bükülebiliyor. Plastik malzeme standart cama göre çok daha hafif ve ince. Aynı zamanda kırılgan değil ve olası darbelere de dayanıklı.

Öyle görünüyor ki yakın geleceğin tabletleri ve akıllı telefonları Esnek OLED ekranlar kullanacak. Sony, LG, Samsung, Nokia gibi teknoloji devleri bu teknolojiyi günlük kullanıma adapte etme konusunda bir hayli yol aldılar. Muhtemelen bir ya da iki sene içinde ilk esnek ekranlı mobil aygıtları elimizde tutabileceğiz.
Tabletlerin pabucu dama atılıyor: Dijital esneklik gazete ve dergi okuma alışkanlıklarımızı değiştirecek. Süreli yayınlar baskı maliyeti olmadan günlük içeriklerini kolayca güncelleyebilecek, sayfalarında etkileşimli ilanlara yer verebilecek ve okuyucuyla anında birebir iletişime geçebilecek. Güncel içerikler, alıştığımız gazete ve dergi formatında, geniş kitlelere daha kolay ulaşacak. Evet, bu yenilikleri -en azından bir kısmını- sağlayan tabletler ve içerikler bugün de var ama Esnek OLED, tabletlerdeki rahatsızlık verici sabit ekran zorunluluğunun ve ergonomik uyumsuzluğun önüne geçecek.
Esnek ekranlar geleceğin teknolojilerine ve dolayısıyla bilgi iletim yöntemlerine şekil verecek. Bunun günlük hayatımıza ne kadar etki edeceğini ise bekleyip göreceğiz.

kaynak
http://www.veteknoloji.com

Otomobiller internet üzerinden cep telefonu aracılığıyla park edilebilecek

Bosch Türkiye Temsilcisi Steven Young, 2015 yılından sonra araçların internet üzerinden cep telefonu aracılığıyla park edilebileceğini açıkladı. Young, 2008'de başlattıkları çalışmalarla 200 milyon euroluk yatırımla hayata geçirecekleri 'yakıtta yüzde 30'luk tasarruf sistemi'yle benzinli araçlara olan talebin artacağını söyledi.

Avrupa'daki ekonomik daralmaya dikkat çeken Young, "Hızlı iniş ve çıkışlara bütün tesislerimizle hazırız. Önemli olan yumurtaları tek sepete koymamak lazım. Daralan Avrupa yerine yeni pazarlar gerekir." dedi. Bosch Türkiye Temsilcisi Steven Young, aslen Avustralyalı olduğunu, annesinin Türk olması sebebiyle Türkçeyi çok kısa sürede iyi derecede konuşabildiğini söyledi. İki çocuk babası olduğunu anlatan Young, Türk mutfağıyla da yakından ilgilendiğini, sık sık gardrop değiştirdiğini anlattı.

Bosch'un teknoloji ve hizmetler alanında dünyanın önde gelen tedarikçilerinden birisi olduğunu belirten Young, otomotiv teknolojileri, sanayi teknolojileri, dayanıklı tüketim malları ve bina teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren şirketin 2011 mali yılında 302 bin 500 çalışanıyla 51,5 milyar euro tutarında ciro gerçekleştirdiğini kaydetti. Young, 2012-2013 dönemi için 300 milyon euroluk yatırım planı yaptıklarını ifade etti.

TASARRUFLU BENZİNLİ MOTORLAR 2013'TE YOLLARDA
Gelişen teknolojilerle içten yanmalı motorların gittikçe küçüleceğini, 4 silindirli araçların 3 silindire ineceğini söyleyen Young, sistem sayesinde benzinli araçların çevreye daha az zarar vereceğini kaydetti.

Bosch'un otomotiv iş kolundaki planlarını, 2020 yılında üretilecek 115 milyon araçtan yüzde 10'unun hibrid ve elektrikli, geri kalanının içten yanmalı araç olacağı öngörüsüyle şekillendirdiğini anlatan Young şöyle devam etti: "Dizel ve benzinli araçlarda yakıt tüketimini ortalama yüzde 30 düşürmek için çalışıyoruz. Bosch'un geliştirdiği teknoloji sayesinde motorlar giderek daha kompakt bir hale gelmekte ve artık çok daha verimli çalışacak. Böylece güçten ve konfordan ödün vermeden yakıt tüketimi, dolayısıyla da karbon emisyonu azalacak. İçten yanmalı motorlar için Bosch'un geliştirmekte olduğu teknoloji sayesinde bir benzinli motor 100 kilometrede 5,5 litre tüketir hale gelecek, dizel motorlarda ise bu rakam 3,6 litreye kadar inecek. Özetle bugünün standart motorlarına oranla yakıt tüketimi ortalama yüzde 30 azalacaktır. Biz 19 ayrı otomobil firmasıyla çalışıyoruz. Tasarruf sistemiyle alakalı Mercedes'le de görüşmelerimiz sürüyor. Ama yakıtta yüzde 30 tasarruf sağlayan sistemlerimiz 2013'te yollarda olacak. Bu projeye 200 milyon euro ayırdık."

Araç güvenliğinin önemli bir unsur olduğuna işaret eden Young, elektromobilite konusunda her sene gittikçe yol aldıklarına işaret etti. Bosch olarak 13 farklı markayla çalıştıklarını ve yılda bu alanda 400 milyon euro yatırım yaptıklarını vurgulayan Young, yeni projelerin insan hayatını kolaylaştıracağını dile getirdi.

SENSÖRLER ARACI HER AN DURDURACAK GİBİ MESAFEYİ KOLLUYOR
Fren sistemlerinin güvenlik sistemleri için olmazsa olmazı olacağını anlatan Young şunları kaydetti: "ABS, hava yastıkları olarak bunları ayırabiliriz. İyi fren sistemi bir aracı olabildikçe güvenli olması için yeterli değil. İyi fren sistemi vazgeçilmezdir. Bir saniye bile önemli. Aracın üzerindeki algılayıcılar öndeki araçla mesafeyi hep görebilecek sistemler yaygınlaşıyor.

Şoför görmezse kendisi müdahale ediyor. Ancak biz bunu radar ve sensör teknolojisi ile birleştirirsek daha da güvenli hale getiriyoruz. Şoförü destekleyici bir sistem. Tamamen durdurma söz konusu değil. 300 metreye kadar mesafeyi algılayabiliyor. Sistemi devre içinde tuttuğumuz durumda öndeki araçla mesafeyi sağlıyor. Acil durumda durabilecek mesafeyi hesaplıyor. Sürekli sizin anlık hızınızı güncelliyor. Dolayısıyla otomatik olarak tam durduracak gibi mesafeyi kolluyor. Bu sensörler sayesinde araçlarda güvenlik sistemlerini devrede tutuyoruz."

ARACA YAKLAŞAN CANLIYI HABER VERECEK
Şirket olarak‚ 'sensör diyarı' adını verdikleri kampüste yeni güvenlik ve konfor teknolojileri üzerinde çalıştıklarını belirten Young, önümüzdeki yıllarda yeni ürünlerin piyasada satılacağını kaydetti. Şehir dışında orman yollarında sürücülerin yoldan geçen hayvanları görmekte zorlandığını vurgulayan Young, şu bilgileri verdi: "Canlıları görmek zordur. Bu sensör sayesinde araç içinde sürücüyü uyandırabiliyor. Canlının yerini size söylüyor. Isı nereden geliyorsa yerini ona göre belirliyor. Sürücüde yorgunluk durumu olabilir. Araç düz gitmiyor artık ve kendiliğinden sağ sol yapıyor. Araç bunu algılayabiliyor. Sürücüyü uyandırmak için alarm sinyali veriyor. Ya da direksiyonda titrettirme sağlıyor. Şu anda sistem yarı otomatik. 2015'te tam otomatik olacak. Muhtelif araçlarda bu sistem var."

CEP TELEFONUNA BASIP, ARACI PARK EDEBİLECEKSİNİZ
İnternet üzerinden akıllı telefonlarla aracı kontrol etme özelliğini 2015 yılından sonra oluşturacaklarını söyleyen Young, artık sürücülerin park konusunda sıkıntı yaşamayacaklarına vurgu yaptı. Steven Young şöyle konuştu: "Akıllı iletişim cihazlarıyla bunu araca yaptırabilecek hale getireceğiz. Bu da insana keyif verici bir yolculuk sağlayacak. 2015'ten sonra bu sistem faaliyete geçecek. Hayatımızın bir gerçeği internettir. Genç araç sahipleri için sosyal medyayı da birleştirirsek araç ve internet ayrılamaz bir bütün haline gelecek. İnternet üzerinden cep telefonu ile park var bu sistemde. Aracınızı park etmek için bulunduğu yerden çıkarabileceksiniz. Cep telefonunun tuşuna basarak araç kendini park edecek. Motoru kapatacak ve kapılarını kilitleyecek. 2015'ten sonra bunu Bosch üretecek. Sıfır kaza hedefine her geçen gün biraz daha yaklaşıyoruz. Önümüzdeki 20 yıl içinde teknolojik gelişmeler otonom sürüşü olanaklı hale gelecek. Bunun anahtarı sürücü destek sistemlerinin genişletilmesinde yatmaktadır. Bosch'ta dünyada hâlihazırda bu tür sistemlerle ilgili olarak 600 mühendis çalışmakta. Otonom sürüş ilk önce park etme ve dur-kalk, trafik gibi münferit durumlarda kurulacak olup, gelecek nesil araçlar yüksek hızlarda işleyebilen sistemler de içerecektir."

DÜNYADAKİ HER 5 DİZEL ARAÇTAN BİRİNİN ENJEKTÖRÜ BURSA'DA ÜRETİLİYOR
Bursa fabrikasının Bosch Türkiye'nin 'amiral gemisi' olduğunu belirten Yougn, 6 bin kişinin çalıştığı fabrikada üretilen enjentörlerin dünyaya satıldığını aktardı.

Dünyadaki her 5 dizel araçtan birinin enjektörünün Bursa'da üretildiğini belirten Young, şu bilgileri verdi: "Yakıt tüketimini yüzde 30'a indiren teknoloji üretimini Bursa'dan sağlıyoruz. Bursa fabrikası, bugün ulaşmış olduğu üretim gücü ve kalite anlayışıyla yakıt tüketimini ortalama yüzde 30 azaltacak teknolojinin çok önemli bir parçası haline gelmiş bulunmakta. Bu doğrultuda, benzin enjektörleri üretiminde kapasite artırımı yapılmaktadır. Dizelde ise yeni nesil ürünler devreye alınmıştır. 2012-2013 döneminde hayata geçirilmesi hedeflenen yaklaşık 300 milyon euroluk yatırımın büyük bir bölümü bu sistemlere yöneliktir. Benzinli motorlarda kullanılan benzin püskürtme enjeksiyonları, Bosch'un ikinci jenerasyon benzinli motorlarda kullanılan püskürtme enjektör sistemlerinin önemli bir bileşenidir. Bu sistemler yanmayı daha etkin hale getirerek, motorun verimliliğini artırmaktadır."

Bosch olarak Türkiye'nin 2023 hedeflerine birlikte gitmek istediklerini belirten Young, Avrupa'daki gelişmelerden kendilerini muaf tutamayacaklarını dile getirdi. İniş ve çıkışlara her zaman hazırlıklı olduklarını vurgulayan Young şöyle devam etti: "İhracatlarımıza, ithalatımıza ve ticaret ortaklarımıza bakarsanız Avrupa hala ticaretimizin iş ortağı. Biz ne kadar çabuk ülke olarak, sanayici olarak, bu alanı yumurtaları tek sepete koymayıp da diğer kıtalarla iş birliği yaparsak bu kıtadaki değişikliklerden daha az etkileniriz. Bu ülkelerin radarındadır. Türkiye'de üretim yapma şartlarını artık benimsedik. İnişler için de hazırız. Ani çıkışlar için de hazırız. Bu 2009-2010 geçişinde oldu. 2011'de oldu. 2010'da indiğimiz kadar bir çıkış başladı. Bu firmalar için oldukça zor yönetilebilecek bir süreç. Daralmak ve küçülmek daha kolay. Çıkışa ayak uydurmak daha zor. Bunu başardık. Bütün tesislerimizde iniş ve çıkış değişikliklerine hazırız. Türkiye, sanayide özellikle daha yüksek nitelikli ürün üretiyor olması lazım. Bu yola çıktık. Makine imalatında ve otomotivde muhtelif sektörlerde var. Ucuz üretelim, ucuz satalım mantığından uzaklaşmalıyız. Makul maliyetlerle iyiyi üretmemiz gerekiyor. Bunu gelişmiş pazarlara satıyor olabilmemiz lazım. Biz şirket olarak ciromuzun yüzde 8'ini Ar-Ge'ye ayırıyoruz. Ülke olarak yüzde 3 Ar-Ge bütçesini belki oluşturamayabiliriz, yüzde 2 oluşturabiliriz. Bu da güzel bir gelişme. Daha yüksek teknolojili ürünler tasarlamamız gerek. Bu, yeni pazarlarda, Avrupa'daki inişlerden çok daha az etkilenmemizi sağlıyor."

CİHAN

22 Ocak 2011

BİLİŞİM SEKTÖRÜ TAVAN YAPACAK!


BİLİŞİM SEKTÖRÜ TAVAN YAPACAK!

Daha önce yayınlanan birçok raporda da işaret edildiği gibi sadece ülkemizde değil dünyada da yükselişe geçecek, öne çıkacak sektörler arasında savunma teknolojileri, güvenlik, telekomünikasyon ve bilişim yer alıyor. Bilişim sektöründe veri giriş personelinden, yazılım uzmanlığına dek uzanan 50’ye yakın pozisyon bulunuyor. Bilişim sektöründe öne çıkabilecek meslekler ise, yazılım, sistem, güvenlik ve veri tabanı uzmanları ile ağ teknikerleri.

EN ÇOK ARANAN POZİSYONLAR
Yazılım mühendisi, CRM uzmanı, İş Geliştirme, bilgisayar mühendisi, Web geliştirici, Yazılım ve donanım tasarım uzmanı, BT Güvenlik, Ağ Mühendisi, Veri tabanı uzmanı/yöneticisi, Veri sistemleri ve uygulamaları uzmanı, İnternet ve Mobil uygulamalar uzmanı, iş uygulamaları uzmanı, test uzmanı ve Destek elemanları.

Ülkemizde yoğun olarak İnternet teknolojileri, ağ ve yazılım alanlarında eleman ihtiyacı olduğu bir gerçek. Kanunun da yürürlüğe girmesiyle bu ihtiyaç katlanacak. Özellikle web tasarımcıları için dev bir pazar oluşması bekleniyor. Ayrıca uzun bir zamandır ''ağ teknolojileri''nin geleceğin parlayan yıldızı olduğunun farkında olan sektör, bu alanda yetişmiş eleman konusunda önemli adımları atmaya devam ediyor.

Peki bu artış ihtiyacı karşılayabilecek mi? Bunu da konunun uzmanlarına sorduk. e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu’nda yer alan Türkiye Bilişim Derneği'nin yetkilileri bu konuda şunları aktardı:
"Özellikle ara eleman ve yeni meslek sahibi olacaklara web tasarımcılığı, ağ teknolojileri ile genel bilgisayar bilgisi konularında akademik kurumlar ve şirketler, epeydir önemli eğitim ve meslek sahibi olma projeleri uyguluyor. TOBB, İş-Kur ve ATO da sektör STK’ları ile birlikte bu alandaki eleman ihtiyacını giderme amacıyla bazı projeleri yürütüyor. Akademik anlamda sektörün ihtiyaç duyulabileceği noktalarda yeni bölümler açılarak nitelikli eleman mezun edilmeye çalışılıyor. Ayrıca üniversite mezunları için üst düzey bilgi donatımı sunan sertifika programları ile uluslararası düzeyde iş fırsatları sunan programlar, dünyanın önde gelen ve saygın sertifika programlarına ilişkin eğitimler de oldukça yaygın veriyor. Bütün bu çabalar nedeniyle bilişim sektörü çalışanlarının önümüzdeki birkaç yıl içinde yeni TTK ve Borçlar Kanunu’nun ihtiyaç duyacağı eleman konusunda adapte olabileceğini düşünüyoruz."

SEKTÖRDE ÇALIŞAN SAYISI NE DURUMDA?
Alınan bilgiye göre, bilişim sektöründe 2010’da çalışan sayısının yaklaşık 200 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Bu sayının yüzde 4 büyüme senaryosuna göre 2020’de 500 bin, yüzde 6 büyüme senaryosuna göre ise 700 bini bulması öngörülüyor.

YILDA KAÇ ELEMANA İHTİYAÇ VAR?
Bilişim sektöründe her yıl ortalama 70 bin elemana ihtiyaç duyuluyor. Devlet ve özel okullarla, özel kurslardan mezun olanlar dikkate alındığında bile yıllık açık 45 bini buluyor. 2013’te bu sayının 213 bin olacağı tahmin ediliyor. Eleman açığını kapatmak ve sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli elemanların yetiştirilmesine yönelik birçok proje yürütülüyor. Ancak Türkiye, bilgi toplumuna doğru dönüşümünü sağlıklı yapamadığından bilişim sektöründe son yıllarda daha da belirginleşen yetişmiş insan gücü açığı problemi yaşıyor.

Ülkemizi bilişim toplumuna dönüştürecek bilişimcilerin büyük bölümü, üniversitelerin bilgisayar mühendisliği ve bilgisayar eğitimi bölümleri, enformatik enstitüleri, birkaç çeşit ön lisans programı, özel kurs ve sertifika programlarında yetiştiriliyor. Bilişim sektöründe mezun olan mühendis sayısı aslında ülkemizin ihtiyacını karşılayacak düzeyde değil. Yılda yaklaşık bin kişi üniversitelerden mezun olurken bunların önemli bir bölümü yurtdışına gidiyor. Bu arada özellikle matematik, fizik, elektrik mühendisliği, endüstri mühendisliği vb. diğer bölümlerden mezun olanlarında bu alana kaydıkları gözleniyor.
Öte yandan özellikle ara eleman konusunda da ciddi bir açık var. Çeşitli kurs ve sertifika programları kapsamında yılda ortalama 10 bin ara elaman yetiştirilmeye çalışılıyor. Sonuç olarak yetişmiş elaman sayısı talebi karşılamıyor. Bu konuda kendini yetiştirmiş tecrübe sahibi bilişim uzmanları bu dönemde büyük kazançlar sağlayabilir.

Kaynak: HABERTÜRK

3 Mayıs 2009

3G hakkında bilmeniz gerekenler…






3G teknolojisi kısaca telefonla uydu aracılığı ile veri alma veya göndermedir. Eski GPRS sistemlerde ses normal olarak giderken, yeni nesil 3G de ise ses veri olarak gidecektir.
Bunun yararları ise çoktur. Laptop’unuzudan cep telefonu aracılığı ile geniş bant olarak internete bağlanabilirsiniz, cep telefonuzun taracısıyla internete bağlanabilirsiniz, cep telefonu ile görüntülü konuşma yapabilir veya TV izleyebilirsiniz.






3G SİSTEMİNE NASIL GELİNDİ?



Ülkemizde mobil telekomünikasyon sektörünün ilk uygulamasını oluşturan 1G sistemleri üzerinden sadece ses hizmetlerini sunabilmek mümkünken, 2G Sayısal sistemler daha kaliteli ses hizmetlerinin yanı sıra SMS gibi basit veri hizmetleri de sunulabilir hale geldi.2.5G olarak adlandırılan geçiş döneminde ise, mobil şebekeler üzerinden internete erişim imkanı sağlandı ve veriye dayalı hizmet türlerinde artış kaydedildi. Her kuşakta ses hizmeti sunulabilirken, bir sonraki kuşak daha kaliteli ses hizmetinin yanında daha hızlı ve zengin içerikli veri iletişimine imkan sağlıyor.






CEPTEN GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMA DÖNEMİ BAŞLAYACAK



3G sistemlerinde hızlar artık Megabitlerle ifade edilmekte ve 2Mbps hızına, bir sonraki teknolojiyi oluşturan HSDPA’de (High Speed Downlink Packet Access -3.5G) 14 Mbps veri iletim hızlarına teorik olarak ulaşılabiliyor.Hızdaki bu artış özellikle bilgiye erişim açısından alışılan erişim kavramına yeni bir boyut getirecek. Mobil ortamda görüntülü telefon hizmetleri, e-posta alıp gönderme, bankacılık hizmetleri, yüksek hızlarda internet erişimi, etkileşimli oyunlar, canlı radyo TV yayınlarına erişim gibi pek çok hizmetler, 3G mobil terminal cihazları tarafından rahatlıkla sağlanabilecek.Abonelerin bu hizmetleri alabilmesi için 3G sistemine uyumlu cep telefonları kullanmaları gerekecek. Ancak Türkiye’de henüz uygulama başlamamasına karşın bugüne kadar 1 milyonun üzerinde 3G sistemine uyumlu cep telefonunun satıldığı belirtildi.






‘CEP’TE HIZLI VE ZENGİN İÇERİK



3G şebekeleri üzerinden ses hizmeti sunulacak olsa da esas ağırlık hızlı ve zengin içerikli veri uygulamaları olacak. 3G şebekelerinin faaliyete geçmesiyle;cep telefonundan internete hızlı erişimin yaygınlaşacağı, e-devlet uygulamalarına önemli bir ivme kazandıracağı, sağlık hizmetleri, uzaktan eğitim, mobil-kütüphane, internet üzerinden bilimsel laboratuvarlara erişim, internet üzerinden dil eğitimi gibi uygulamalar ile eğitime katkı sağlanması öngörülüyor.Sistemin yaşlı ve engellilerin uzaktan gözetim ve kontrolünde kolaylıklar sağlayacağı, mobil uygulamalar ile vatandaşların yaşamını daha da kolaylaştırması bekleniyor.

8 Şubat 2009

Sabit disklere güvenmeyin !!!!!!


Bilgisayarlardan, cep telefonlarından, PDA'lerden ve diğer benzeri dijital depolama alanı kullanan cihazlardan silindiği sanılan bilgiler, bilinenin aksine hemen silinmiyor ve duruma göre yıllarca kalabiliyor, istenilen zaman yeniden elde edilebiliyor. Dijital depolama alanlarına yüklenen her bir bilgi için bilgisayar bir adres ya da veri yolu yaratıyor. Örneğin yazı.doc isminde bir dosya yarattıktan sonra, bu veri sabit diskinizin üstünde bir adrese kaydediliyor ve dosyayı açmak istediğinizde o adresten veri tekrar okunuyor. Siz dosyayı “Geri Dönüşüm Kutusu/Çöp”e atıldıktan sonra bile adres bilgisini saklanıyor,ancakçöp kutusu boşaltıldığında bu adres bilgisini bilgisayar tarafından yok ediliyor. Ancak herşey burda bitmiyor. Siz silinen verinin adresi üzerine yeni bir veri yazmadığınız sürece dosya dijital depolama alanında kalmaya devam ediyor. Teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak dijital depolama alanlarının da büyüklüğü hızla artıyor. Günümüzde bir çok bilgisayar en az 200 GB (200.000 MB) ve üzeri kapasiteli harddiskler yüklü olarak satılıyor. Ancak normal bir kullanıcı, oyun, yazılım ve film gibi materyallerle bu kapasitenin ortalama yüzde 50'sini değerlendirebiliyor. Bu bilgisayara tek bir A4 büyüklüğünde ve ortalama 25 KB'lik Microsoft “Word” ya da OpenOffice “Writer” sayfasından ya da 100 KB'lık resimlerden binlerce kaydedilebildiği düşünülürse, bunlardan bir bölümü silinse bile, dijital depolama alanına çok yer kaplayan başka yazılımlar yüklenmezse silindiği sanılan bilgiler uzun aylar, hatta yıllar boyunca bilgisayarda kalabiliyor. ASKERİ BİLGİLER MP3'DE Yeni Zelanda'lı Chris Ogle isimli gencin yaşadığı olay, bilgi güvenliğinin önemine güzel örneklerden birini teşkil ediyor. Ogle, ABD'nin Oklahoma eyaletinden 9 dolara satın aldığı ikinci el MP3 çalıcıyı bilgisayarına taktığı ve recover ettiği zaman, Amerikan ordusunun Irak ve Afganistan'da görevli birliklerinde yer alan personele ait isim listeleri, görev özetleri, sosyal güvenlik ve cep telefonları gibi bilgilere ulaştı. Afganistan'da, Kabil dışındaki Bagram askeri hava üssünden çalınan bir bilgisayardaki bilgilerde de yine silinmiş ama kaybolmamış stratejik dokümanlar elde edilmişti. Benzer olayların yaşanmaması için Amerikan Savunma Bakanlığı, bilgisayarlarda USB kullanımını yasakladı. ABD başkan adayı John McCain'in kampanyası sırasında kullanılan ve sonrasında 20 dolara satılan bir cep telefonunda da kampanyaya bağış yapanların bilgileri, cep telefonları, adresleri, elektronik posta bilgileri ve resimleri bulunmuştu. Cep telefonlarına takılan harici hafıza kartları da telefon çalındığı zaman, resim, video gibi kişiye özel bilgilerin bir anda üçüncü kişilerin kontrolüne geçmesine neden olabiliyor. Bilgi güvenliği uzmanları, kullanıcılardan cep telefonlarını iyi korumalarını ve tamire verecekleri zaman harici hafıza kartlarını mutlaka çıkarmalarını öneriyor. Denize düşürülmüş, kırılmış ya da yanmış ama tamamen yok olmamış harddisklerden dahi bilgi yeniden elde edilebiliyor. TAMAMEN SİLMEK MÜMKÜN Ancak bazı yazılım şirketleri, yeniden kazanımı engellemeye yönelik yazılımlarıyla bilgilerin “gerçekten” silinmesini de sağlayabiliyor. Söz konusu yazılımlar, adres yolu silinmiş ancak harddisk'in görülmeyen bölümünde bekleyen dosyaları buluyor ve aynı ofislerde kullanılan kağıt öğütme makineleri gibi parçalara ayrıyor. Dosyalar yeniden birleştirilemez, dolayısıyla recover edilemez hale getiriliyor.